Rastgele Tema/Yazı Denemesi

Madan no Ou to Vanadis

İlk bölümüne bakıp yatarım dediğim “Madan no Ou to Vanadis”i uyku düzeninin içine ederekten tek oturuşta sonlandırdım. Eksikleri yok muydu? Elbette vardı ama uzun zamandır karakter gelişimi olarak, konu olarak (bazen neden?! diye sordursa da) beni bu kadar içine çeken anime izlememiştim.

Karakterlerin hepsi de akılda kalıcı vs hoş, savaş sahneleri ilk birkaç bölümde “meh” dedirtse de göz alışınca sırıtmamaya başlıyor. Konu biraz hızlı işlenmiş gibi ama çok rahatsız eden bir husus değil bu. Ve diğer LN’ler gibi ucu “haftaya devam” şeklinde bitmiyor. Müzikler öyle çok akılda kalıcı olmasa da hoştu. Özetle benden sağlam bir 9 aldı. İzleyin.

Machine-Doll wa Kizutsukanai

Machine-Doll wa Kizutsukanai… “Filmin en heyecanlı yerinde giden elektrik” kıvamında bir sonla bitiyor. Açıkçası başlarken pek umutlu değildim ama sonu ve birkaç göze batan yer hariç fena değildi. Büyü-kukla-kuklacı konsepti güzel düşünülmüş.

3DCGI olan kısımları göze batar gibi olsa da alışınca güzel gelmeye başlıyor. Animede asıl hikayeye pek girmeden 3 “yan hikaye” işlemişler. İmkan olsa romanını okumak isterdim. O açıdan biraz hayal kırıklığı yaratıyor. Sonuç olarak: Fena değil.

Dog Days

Dog Days’in ilk sezonunu tek oturuşta gömdüm. Afişine bakıp “dandik harem, ecchi, fantazi” serisi diye düşünürdüm hep ama muhtemelen daha fazla yanılamazmışım. Ecchi yoktu bir kere. Harem kabul edilebilir, hatta çok hoş diyebileceğim bir seviyedeydi. Animenin amacı zaten bu değil. Hoş sayılabilecek bir konu çok hoş karakterlerle, harika bir biçimde işlenmiş.

Anime genel olarak efsane kategorisine giremiyor elbette ama 3 sezonda hem gülüyor, hem sinirleniyor hem de duygulanıyorsunuz. Savaş olayı çok faklı ve hoş işlenmiş. İzlerken RTS oynama hissiyle doluyor insan. Karakterler de birbirinden hoş ve akılda kalıcı. Seiyuuların hepsi tanıdık ve efsane. Okabe var, Natsu var, Maou var. Var da var seiyuu olarak. Genele hakim hafif slice of life havası komedisi çok hoş olmuş. Özetle Dog Days’i kesinlikle tavsiye ediyorum. Adına ve afişine aldanmayın.

Flip Flappers

Ryuugajou Nanana no Maizoukin

Nereden başlasam bilemiyorum. 11 bölüm boyunca bir harikalaşıp bir dandikleşen bir yapıya sahip. Komik desem, aklıma öyle güldüren bir sahne gelmiyor, romantizm desen sıfıra yakın, posterini görünce harem sanmıştım o da değil, dram hiç değil. Sanki böyle her şeyden azar azar koymuşlar ama hiçbirinde yoğunlaşamamışlar gibi nahoş bir tadı var serinin. Arada bir belirip sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam eden kötüler, kendiyle çelişen ana erkek karakter, son bölüme kadar yalnızca NPC görevi gören ana kadın karakter, o da eksik kalmasın diye eklenmiş trap karakter vs. 11 bölümde izlediğim şey sanki daha uzun bir TV serisinin girişi gibiydi. Zaten anime öyle bir cliffhangerla, o kadar soru işaretiyle bitiyor ki ikinci, hatta üçüncü sezon beklentileri oluşuyor.

Olumlu olarak söyleyebileceğim tek şey Tensai gibi güçlü, akıllı ve eğlenceli bir kadın karakter ortaya koymaları. Bir de görseller. Açıkçası pek beklediğimi bulamadım. Devamı gelirse belki bir anlam ifade edebilir ama bu haliyle oldukça boş.

Trinity Seven

Bana böyle ecchilerle, harem serileriyle gelin işte ya! 13 bölüm tek oturuşta, her bölümden sonra giderek artan “tüh bitiyor be” düşüncesiyle sonlandı. Uzun metrajlı shounen potansiyeli var seride. Ana erkek karaktere bayıldım. Harem serilerinde özellikle, bu tarz zeki ve kurnaz erkek karakter bulmak zor. Diğer karakterler de çok hoş ve kendi içlerinde özgündüler. “Bu pek olmamış” dediğim tek bir karakter bile yoktu, her biri ekrana çıktığında yüzümde büyük bir gülümsemeyle izledim.

Konuyu genel olarak beğendim, mangasının devam ediyor oluşu ileriye dönük umut verdi. Son iki bölüm falan sanki biraz aceleye getirilmiş gibi gelse de anime beğendiğim şekilde sonlandı. Uzun zamandır her bir bölümünden bu denli zevk aldığım bir anime izlemiyordum. Filmi çıktığında çevireceğim. İzlemediyseniz mutlaka tavsiye ediyorum.

Denpa Onna to Seishun Otoko

Hardcore Shaft fanboyu olmama çok az kaldı gibi hissediyorum. Anime aralarda biraz sıkar gibi olsa da görsel, animasyon ve karakter tarasımlarıyla bunu görmezden gelmenizi sağlıyor. İlk üç bölüm ve son iki bölüm gerçekten harikaydı. Anime sizi mutlu ederken birden üzmeyi, sonra güldürmeyi, sonra sinirlendirmeyi sonra tekrar mutlu etmeyi başarıyor.

İnsan üzerine düşündürecek epey felsefik durum ve diyalog mevcut. Her bir karakterin, bizim, dünyada aslında ne kadar da yalnız olduğumuzu hatırlatan bir havası olduğundan mıdır bilinmez animeyi genelde içimde büyük bir buruklukla izledim. Karakterlere ayrılmış, olayları onların gözünden, kendi duygu ve düşünceleriyle de anlatan kısımları animeye farklı bir hava katmış. Zaten karakterlerin hepsi de birbirinden özgün ve yavaş da olsa hoş bir gelişim mevcut. Anime bittiğinde arkasında üzerine düşünecek epey şey bırakıyor.

Yazılar twitter’ımdan kopyala yapıştır, o yüzden bütün gibi görünmeyebilirler.