One Piece 791 – Gizemli Tatlı Ormanı! Luffy Luffy’e Karşı!

791 – One_Piece_791_eraygns.zip (174 indirme)

792 yarın!

790 One_Piece_790_eraygns.zip (300 indirme)
789 One_Piece_789_eraygns.zip (257 indirme)
788 – One_Piece_788_eraygns.zip (378 indirme)
787 – One_Piece_787_eraygns.zip (304 indirme)
786 – One_Piece_786_eraygns.zip (275 indirme)
785 – One_Piece_785_eraygns.zip (273 indirme)
784 – One_Piece_784_eraygns.zip (276 indirme)
783 – One_Piece_783_eraygns.zip (296 indirme)
782 – One_Piece_782_eraygns.zip (271 indirme)
781 – One_Piece_781_eraygns.zip (308 indirme)
780 – One_Piece_780_eraygns.zip (386 indirme)

Altyazı Arşiv

“Shuumatsu Nani Shitemasu ka? Isogashii desu ka? Sukutte Moratte Ii desu ka?” 2. Bölüm!

SukaSuka 02. Bölüm Altyazısı SukaSuka_02_eraygns.zip (28 indirme)

SukaSuka 01 Altyazı SukaSuka_01_eraygns.zip (54 indirme)
Video Dosyaları

Korkunç ve gizemli “Canavarlar” ın insanlığın soyunu kurutmasının ardından beş yüz yıl geçmiştir. Ve şimdi, geri kalan ırklar için yuva diyebilecekleri yalnızca en çevik Canavarlar’ın ulaşabildiği uçan adalar kalmıştır ve bu Canavarlar’a karşı koyabilmek için gerekli kadim silahları kullanabilenlerse yalnızca bir avuç genç kız, Leprikonlardır (isim değişebilir). Derken kızların bu yarını belirsiz, her an ölebilecekleri, pamuk ipliğine bağlı kısacık hayatlarına hiç beklenmedik bir karakter, beş yüz yıl önce son savaşında her şeyini kaybetmiş ve uzun mu uzun, karanlık uykusundan uyanmış son yaşayan insan, bir genç adam dahil olur.

Tüm savaşma gücünü yitirmiş bu adam, Willem, kızların daha önce hiç sahip olmadıkları babalarının yerini alır. Kendi yeni hayatına alışmakta güçlük çekse de kızlarla ilgilenmeye, onlara destek olmaya başlar ve günbegün bir zamanlar kendi kızının, hiçbir şey yapamamanın verdiği o acıyla, onun savaştan dönmesini beklerken neler hissettiğini anlamaya başlar. O ve kızlar yavaş yavaş aile olmanın ne demek olduğunu, asıl neyin korumaya değer olduğunu öğrenirler.

Myanimelist AniDBANN

Tate no Yuusha no Nariagari Light Novel 1. Ciltten Kısa Bir Çeviri Denemesi

Onuncu Bölüm: Çocuk Menüsü

“Of ki ne of…”

Silah dükkanına vardığımızda yanımda Raphtalia’yı gören dükkan sahibi tezgahın üzerine yaslanıp derin bir iç çekti. Ama yapacak bir şey yok, bana bir şekilde saldırı gücü lazım, olay bundan ibaret. Bir şekilde buna kavuşamazsam tüm bu yaşananların bir anlamı kalmayacak.

“Bu kızın kullanabileceği bir silah lazım. 6 gümüş sikkeden daha pahalı olmasın.”

“…of” dükkan sahibi bir iç daha çekti. “Ülkede mi kusur bulsam, yoksa sen mi sorunlusun bilmiyorum. Neyse zaten, 6 gümüş sikke demiştin değil mi?”

“Evet. Ona uygun satılmayan kıyafet ve pelerinin falan varsa da harika olur.”

“…Var. Onlar için para istemez.”

Dükkan sahibi tezgahın üzerine birkaç çeşit bıçak koyarken homurdandı. “İstediğin paraya bunlar var.”

Tezgahta sağdan sola bronz, çelik ve metal bıçaklar duruyordu. Anlaşılan fiyat bıçağın sapına göre değişiyor.

Hepsini Raphtalia’nın eline teker teker tutuşturup en uygun olduğunu düşündüğüm bıçağı seçtim.

“Bu olsun.”

Raphtalia’nın, elinde bıçak, anında beti benzi attı. Endişeli bir şekilde bir dükkan sahibine bir bana bakmaya başladı.

“Bunlar da kıyafet ve pelerinin.”

Dükkan sahibi onları bana doğru fırlatıp soyunma odasının yolunu gösterdi.

Bıçağı ve kıyafetleri Raphtalia’nın eline tutuşturup onu soyunma odasına yolladım. Kıyafetlerini giymeye çalıştığı süre boyunca sürekli öksürdü.

“Yıkansan hiç fena olmayacak gibi.”

Kırlarda akan bir nehir var. Tüm ülke boyunca uzanan bu nehir kaynağa doğru üç kola ayrılıyor ve ben de son zamanlarda bu yöne doğru avlanıyorum. Nehirde balıklar da var yani bir şekilde yakalamayı başarırsam birkaç öğün yemek masrafından da kurtulmuş oluruz.

Hatta çıplak elle yakalanan balık türleri de var, ki birkaç tane yakaladım, ve sonucunda Balık Kalkanı’nı aktifleştirmeyi başardım. Kalkanın özelliği ‘balık tutma artı 1’.

Raphtalia çıt çıkarmadan giyindikten sonra hemen yanıma koştu. Pek tabii bana karşı gelmenin sonucunun acı çekmek olduğunu biliyor. Gözümü ondan ayırmadan bir sandalyeye çöküp konuşmaya başladım.

“Pekâlâ Raphtalia, bu silah senin. Bunu canavarlarla savaşırken kullanmanı istiyorum, anlıyor musun?”

“…”

Korku dolu gözlerini benden ayırmadan başı ile onayladı.

“Pekâlâ öyleyse, bıçağı al ve…”

Sonrasında pelerinimi kaldırıp orada duran Turuncu Balonları gösterdim. Bir tanesini alıp Raphtalia’nın önünde tuttum.

“Bıçakla ve patlat şunu.”

“Hiiii!”

Canavarı ona doğru uzattığımda şaşkınlık dolu bir çığlık attı. O kadar şaşırmıştı ki neredeyse elindeki bıçağı düşürecekti.

“Ben… şey…”

“Sana emir veriyorum. Bıçakla hadi.”

“Ben… Yapamam.”

İnatla kafasını sallıyordu ama en nihayetinde bir köleydi, bana karşı geldiğinde onu cezalandıracak büyülü bir mühür taşıyor.

“Ahh…”

“Bak gördün mü? Saldırmazsan acı çeken sen olacaksın.”

Öhö! Öhö!

Yüzü acı içinde buruştu, elleri titriyordu. Bıçağı daha da sıkı bir şekilde kavradı.

“Bu resmen…” diye homurdandı dükkan sahibi. Tezgahın köşesinden bizi izliyordu.

Raphtalia cesaretini topladı, kendini hazırlayıp balonu arkasından bıçakladı.

“Çok güçsüzsün! Daha sağlam dene!”

“…!? Ama!”

Son saldırısı başarısız bir şekilde onu geri doğru sıçrattı. Kendini tekrar toparlayıp, bu sefer yere daha sağlam basarak, yeni bir saldırı için ileri doğru atıldı.

Balon büyük bir pat sesiyle infilak etti.

*DNYM 1
Raphtalia DNYM 1

Karşımda parti üyemin bir düşman öldürdüğünü belirten sözler belirdi ve o an bir şeyin farkına vardım.

O kadın! Partime hiç katılmadı bile, yani aslında ta en başından bana yardım etmek gibi bir niyeti yokmuş!

“Aferin.”

Kafasını okşadım. Bana şaşırmış bir ifadeyle karşılık verdi.

“Pekâlâ öyleyse, sıradaki.”

Bir haftadır kolumu kemirip duran en güçlü balon canavar. Kolumdan çekip alarak aynı bir önceki canavar gibi kızın önüne tuttum. Bir hafta boyunca bir şey yiyip içmeden kolumu kemirip durduğu için zayıflamış gibi duruyor. Çelimsiz, seviye 1, minicik bir kızın bile kolayca hakkından gelebileceği bir yaratık.

Kararlı bir şekilde kafasını sallayıp balonu arkadan bıçaklamadan önce gözlerini kıstı.

DNYM 1
Raphtalia DNYM 1

İlginç! Görüş alanımın köşesinde bir simge yanıp sönüyor.

“İş görecek gibisin. Hadi gidelim bakalım.”

“…öhö”

Bıçağını kılıfına koymasını söyledim, harfiyen uyguladı.

“Sahi ya, aklıma gelmişken…”

“Ne var?”

Dükkan sahibi hâlâ dik dik bana bakıyordu.

“Bu gidişle keşkelerle dolu bir hayat süreceksin.”

“Çok sağ ol.”

Alayına alayla karşılık verdim.

Dükkandan ayrılıp kırlara doğru yola koyulduk. Caddede yürürken Raphtalia’nın meraklı gözlerle dükkanları süzdüğü dikkatimi çekti. Elimi tutmuş, sağa sola hızlı hızlı bakınıyordu. Birden burnumuza çalınan güzel koku bir anda ikimizi de olduğumuz yere çiviledi.

Sanırım hâlâ… 3 gümüş sikkem vardı. Açlıktan ölüyorum.

Kendiminkiyle beraber Raphtalia’nın da karnının guruldadığını duydum. Kafamı çevirip ona baktığımdaysa…

“Ah!”

Karnının gurultusunu inkar edercesine kafasını sağa sola sallamaya başladı. Niye ucunda ölüm varmışçasına saklamaya çalışıyor ki?

Para kazanmak istiyorsam Raphtalia’nın güçlü olmasına ihtiyacım var. Bilemedikten sonra kör bir bıçağa sahip olmanın ne anlamı var? Aç karna doğru düzgün savaşmasını beklemek saçmalık. Hemen ucuz ve hızlı bir şekilde yemek yiyebileceğimiz bir yere bakındım. Sonunda bir yerde karar kılıp kapısını aralayınca…

“Hoş geldiniz!”

Mekan biraz eskiydi, bize yerlerimizi gösteren garson kız da bizi görünce biraz şaşırdı gibi. Masamıza doğru ilerlerken Raphtalia’nın restoranın öteki ucundaki bir aileye baktığını fark ettim. Gözlerini onlardan ayıramıyor gibiydi. Masadaki çocuklar önlerindeki çocuk menüsünü yiyor, Raphtalia’ysa gıpta dolu bakışlarla onları süzüyordu.

O da aynı şeyden yemek istiyordu anlaşılan. Yerlerimize oturduk ve garson kızın kaçmasına müsaade etmeden hemen siparişlerimizi verdim.

“Kendime en ucuz menünüzü istiyorum. Buysa şuradaki çocuk ne yiyorsa ondan alacak.”

“Ne?!”

Raphtalia büyük bir şaşkınlıkla bana baktı. Şaşıracak ne var ki bunda?

“Başüstüne efendim. Toplam 9 bronz sikke.”

“Elbette.”

Bir gümüş sikke uzatıp paranın üstünü aldım.

Sessizce yemeğimizin gelmesini beklerken, o sırada Raphtalia ilgi dolu gözlerle restoranı incelemeye devam etti. Birkaç masanın bize doğru bakıp aralarında fısıldamaya başladığını gördüm.

Bu dünyadan nefret ediyorum.

“N… Neden?”

“Bir şey mi dedin?”

Raphtalia’nın konuşmaya çalıştığını fark edip kafamı ona çevirdim. Yüzünde afallamış bir ifadeyle bana doğru bakıyordu. Muhtemelen köle olmasına rağmen ona yiyecek düzgün bir şeyler vermemi tuhaf buluyor.

“Onların yediğinden yemek istiyorsun sanmıştım. Başka bir şey mi söyleyeyim?”

Kafasını sağa sola salladı.

“Bana neden… öyle yemekler veriyorsun ki?”

“Dediğim gibi, gözüme o menüden istiyormuşsun gibi göründün.”

“Ama…”

İnatçıydı.

“Neyse işte, yemene bak ve güçlen. Böyle çırpı gibi dolanmaya devam edersen bir şey yapamadan ölüp gideceksin.”

Ölse bile ölene kadar kazandığımız parayla yeni bir köle alabilirim.

“Buyrun,” dedi garson, elinde yemeklerimizle. Çocuk menüsünü Raphtalia’nın önüne, pastırma menüsünü de benim önüme koydu. Şimdiye kadar yediğim yemekler gibi bu da tatsız tutsuzdu. Merak ediyorum, acaba herkes anlaştı da topluca benimle kafa mı buluyorlar?! Bu dünyanın yemekleri niye bu kadar yavan? Ben hariç herkes yediklerinden keyif alıyor gibi, acaba tuhaf damak tatlarına sahip oldukları için mi?

“…”

Raphtalia tüm dikkatiyle yemeğine odaklanmıştı.

“Yemeyecek misin?”

“…Yiyebilir miyim?”

“Elbette yiyebilirsin. Acele et hadi.”

Emrimi duyar duymaz biraz olsun rahatlamış gibi göründü.

“Peki.”

Bir an duraksayıp sonunda elleriyle yemeğine saldırmaya başladı. Köle sonuçta, düzgün masa adabına sahip olmasını beklemiyorum. Bu sırada etrafımızdaki fısıltılar daha da arttı ama çok da umrumda değil.

Raphtalia tavuklu pilavının üstüne dikilmiş küçük bayrağı alıp, iştahla yemeğine saldırırken, sıkıca elinde tuttu.

“Nasıl?”

“Harika!”

Sanırım yemekleri iyi bulmayan tek kişi benim. Ya da belki de Raphtalia’nın damak tadı da diğer herkes gibi farklı. Sonuçta köle mührü sayesinde bana yalan söylemesine imkan yok. Peki ama ya tüm bunlar başka bir oyunun parçasıysa? Raphtalia aslında köle falan değilse? Bunu araştırmaya neresinden başlayacağımı bile bilmiyorum.

 

*DNYM = DENEYİM = EXP

Trinity Seven Filmi – Ebedi Kütüphane ve Simya Kız – Trinity Seven Evrenine Dair

Film Altyazısı
Trinity-Seven-Filmi-Ebedi-Kütüphane-ve-Simya-Kız.zip (96 indirme)
Video Dosyaları

Trinity Seven Evrenine Dair

Büyü insanların varlıklarını sürdürme gücüdür. Büyücüler dünyanın yasalarından sapmış bu gücü araştırıp uygulayan kişilerdir. Yani bu demektir ki kişi bulunduğu dünyada bu “var olma gücünü” haiz değilse ölebilir, yok olabilir yahut aklını, kontrolünü yitirebilir. Bu hale gelen büyücüler iblise dönüşürler. Büyü mantık yahut sağduyu çerçevesinde işlemez, kaynağı duygu ve arzulardır. Bu nedenle de büyü kullanan kişiler arasında sayı olarak kadınların ezici üstünlüğe sahip olduğu söylenir. Fakat şunu da söylemekte yarar var ki nadir görülen erkek büyü kullanıcıları arasından Arata Kasuga, Usta Biblia ve Abyss Trinity gibi çok güçlü büyücüler çıkmıştır.

Trinity Seven evreninde büyü, büyücülerin arzu ettikleri şeyi yapabilmek için kullandıkları hem bir enerji türü hem de bir tür sanat biçimidir. Fakat tüm büyücüler yedi arşiv içinden yalnızca birini araştırmakla sınırlıdırlar. Her arşivin içinde birden çok tema mevcuttur ve büyücüler isterlerse aynı arşiv içinde birden çok temayı öğrenebilirler. Her arşiv içinde dörder tane olmak üzere toplamda 28 tema mevcuttur. Büyücüler tek bir temayla sınırlı olmamalarına rağmen genelde asıl temaları olarak yalnızca bir tanesini seçerler. Her bir arşiv Yedi Ölümcül Günah temellidir ve bunlar: Luxuria (Şehvet), Superbia (Kibir), Acedia (Tembellik), Ira (Öfke), Avaritia (Açgözlülük), Gula (Oburluk), Invidia (Kıskançlık)

Çoğu büyücü kişiliklerinin tam zıttı olan bir arşiv ve tema seçer, bunun nedeni büyünün özünde mantık dışı bir şey olması ve bu şekilde seçilince büyü kullanımının daha kolay olmasıdır. Yani büyüyü daha etkili ve kolay kullanabilmek için kendilerine ters düşünmeleri gerekir.

Temaların yanısıra bir de en azından bir temada ustalaşmış kişilerin kullanabildiği pek çok büyülü silah mevcuttur. Örneğin Iscariot üyesi Rogue bu tarz üç farklı silaha sahiptir. Büyü Kralı Silahları da yalnızca “üç temada ustalaşıp Trinity olmuş” kişilerin kullanımına amadedir.

Fakat alışılmışın aksine Arata -ki bunu Büyü Kralları dahi yapamıyor- Superbia arşivinin üyesi olmasına rağmen “üç analiz aşamasını” tamamlayarak yani özetle diğer insanların büyüsünü kendi kullanımı için yeniden dizayn ederek başka arşivlere de erişebilmektedir. Bunu Liese de doğrudan diğer insanların büyülerini çalarak gerçekleştirebilmektedir.

Üç temada ustalaşan magus “Trinity” ünvanını kazanır. Fakat Trinity olmak için tek yol bu değildir. Tek bir temada ustalaşıp üç büyülü silah kullanarak da “Trinity” ünvanına kavuşulabilmektedir. Dört temada ustalaşanlaraysa “Trinity Formu/Büyü Kralı” denilmektedir.