Trinity Seven Filmi – Ebedi Kütüphane ve Simya Kız – Trinity Seven Evrenine Dair

Film Altyazısı
Trinity-Seven-Filmi-Ebedi-Kütüphane-ve-Simya-Kız.zip (96 indirme)
Video Dosyaları

Trinity Seven Evrenine Dair

Büyü insanların varlıklarını sürdürme gücüdür. Büyücüler dünyanın yasalarından sapmış bu gücü araştırıp uygulayan kişilerdir. Yani bu demektir ki kişi bulunduğu dünyada bu “var olma gücünü” haiz değilse ölebilir, yok olabilir yahut aklını, kontrolünü yitirebilir. Bu hale gelen büyücüler iblise dönüşürler. Büyü mantık yahut sağduyu çerçevesinde işlemez, kaynağı duygu ve arzulardır. Bu nedenle de büyü kullanan kişiler arasında sayı olarak kadınların ezici üstünlüğe sahip olduğu söylenir. Fakat şunu da söylemekte yarar var ki nadir görülen erkek büyü kullanıcıları arasından Arata Kasuga, Usta Biblia ve Abyss Trinity gibi çok güçlü büyücüler çıkmıştır.

Trinity Seven evreninde büyü, büyücülerin arzu ettikleri şeyi yapabilmek için kullandıkları hem bir enerji türü hem de bir tür sanat biçimidir. Fakat tüm büyücüler yedi arşiv içinden yalnızca birini araştırmakla sınırlıdırlar. Her arşivin içinde birden çok tema mevcuttur ve büyücüler isterlerse aynı arşiv içinde birden çok temayı öğrenebilirler. Her arşiv içinde dörder tane olmak üzere toplamda 28 tema mevcuttur. Büyücüler tek bir temayla sınırlı olmamalarına rağmen genelde asıl temaları olarak yalnızca bir tanesini seçerler. Her bir arşiv Yedi Ölümcül Günah temellidir ve bunlar: Luxuria (Şehvet), Superbia (Kibir), Acedia (Tembellik), Ira (Öfke), Avaritia (Açgözlülük), Gula (Oburluk), Invidia (Kıskançlık)

Çoğu büyücü kişiliklerinin tam zıttı olan bir arşiv ve tema seçer, bunun nedeni büyünün özünde mantık dışı bir şey olması ve bu şekilde seçilince büyü kullanımının daha kolay olmasıdır. Yani büyüyü daha etkili ve kolay kullanabilmek için kendilerine ters düşünmeleri gerekir.

Temaların yanısıra bir de en azından bir temada ustalaşmış kişilerin kullanabildiği pek çok büyülü silah mevcuttur. Örneğin Iscariot üyesi Rogue bu tarz üç farklı silaha sahiptir. Büyü Kralı Silahları da yalnızca “üç temada ustalaşıp Trinity olmuş” kişilerin kullanımına amadedir.

Fakat alışılmışın aksine Arata -ki bunu Büyü Kralları dahi yapamıyor- Superbia arşivinin üyesi olmasına rağmen “üç analiz aşamasını” tamamlayarak yani özetle diğer insanların büyüsünü kendi kullanımı için yeniden dizayn ederek başka arşivlere de erişebilmektedir. Bunu Liese de doğrudan diğer insanların büyülerini çalarak gerçekleştirebilmektedir.

Üç temada ustalaşan magus “Trinity” ünvanını kazanır. Fakat Trinity olmak için tek yol bu değildir. Tek bir temada ustalaşıp üç büyülü silah kullanarak da “Trinity” ünvanına kavuşulabilmektedir. Dört temada ustalaşanlaraysa “Trinity Formu/Büyü Kralı” denilmektedir.

Denpa Onna to Seishun Otoko

Hardcore Shaft fanboyu olmama çok az kaldı gibi hissediyorum. Anime aralarda biraz sıkar gibi olsa da görsel, animasyon ve karakter tarasımlarıyla bunu görmezden gelmenizi sağlıyor. İlk üç bölüm ve son iki bölüm gerçekten harikaydı. Anime sizi mutlu ederken birden üzmeyi, sonra güldürmeyi, sonra sinirlendirmeyi sonra tekrar mutlu etmeyi başarıyor.

İnsan üzerine düşündürecek epey felsefik durum ve diyalog mevcut. Her bir karakterin, bizim, dünyada aslında ne kadar da yalnız olduğumuzu hatırlatan bir havası olduğundan mıdır bilinmez animeyi genelde içimde büyük bir buruklukla izledim. Karakterlere ayrılmış, olayları onların gözünden, kendi duygu ve düşünceleriyle de anlatan kısımları animeye farklı bir hava katmış. Zaten karakterlerin hepsi de birbirinden özgün ve yavaş da olsa hoş bir gelişim mevcut. Anime bittiğinde arkasında üzerine düşünecek epey şey bırakıyor.

Trinity Seven

Bana böyle ecchilerle, harem serileriyle gelin işte ya! 13 bölüm tek oturuşta, her bölümden sonra giderek artan “tüh bitiyor be” düşüncesiyle sonlandı. Uzun metrajlı shounen potansiyeli var seride. Ana erkek karaktere bayıldım. Harem serilerinde özellikle, bu tarz zeki ve kurnaz erkek karakter bulmak zor. Diğer karakterler de çok hoş ve kendi içlerinde özgündüler. “Bu pek olmamış” dediğim tek bir karakter bile yoktu, her biri ekrana çıktığında yüzümde büyük bir gülümsemeyle izledim.

Konuyu genel olarak beğendim, mangasının devam ediyor oluşu ileriye dönük umut verdi. Son iki bölüm falan sanki biraz aceleye getirilmiş gibi gelse de anime beğendiğim şekilde sonlandı. Uzun zamandır her bir bölümünden bu denli zevk aldığım bir anime izlemiyordum. Filmi çıktığında çevireceğim. İzlemediyseniz mutlaka tavsiye ediyorum.

Dog Days

Afişine bakıp “dandik harem, ecchi, fantazi” serisi diye düşünürdüm hep ama muhtemelen daha fazla yanılamazmışım. Ecchi yoktu bir kere. Harem kabul edilebilir, hatta çok hoş diyebileceğim bir seviyedeydi. Animenin amacı zaten bu değil. Hoş sayılabilecek bir konu çok hoş karakterlerle, harika bir biçimde işlenmiş.

Anime genel olarak efsane kategorisine giremiyor elbette ama 3 sezonda hem gülüyor, hem sinirleniyor hem de duygulanıyorsunuz. Savaş olayı çok faklı ve hoş işlenmiş. İzlerken RTS oynama hissiyle doluyor insan. Karakterler de birbirinden hoş ve akılda kalıcı. Seiyuuların hepsi tanıdık ve efsane. Okabe var, Natsu var, Maou var. Var da var seiyuu olarak. Genele hakim hafif slice of life havası komedisi çok hoş olmuş. Özetle Dog Days’i kesinlikle tavsiye ediyorum. Adına ve afişine aldanmayın.